![]() |
Dursun Ali Erzincanlı Şiirleri MİRAÇ Kapatın gözlerinizi Ve karanlığı seyredin. İşte böyle bir gece. Mekke’de bir gece Yorgunluk havada Gariplik suda Simsiyah bir sessizlik Uyku bile uykuda. Kâbe’nin hatîm kısmında Yanı üzre yatan biri var Yıl hüzün yılı Ebu Talib yok Yıl hüzün yılı Vefakâr eş Haticetül kübrâ yok. Kâbe’nin hatîm kısmında Yanı üzre yatan biri var Teselli arayan kalp Hüzünle çarpan kalp O’nun kalbi. Ve ayak sesleri Yıldızlar ışıldıyor. Bu ayak sesleri göklerden Yol veriyor yıldızlar. Semâdan inenler var. İzin verseydi Allah Kâinat inerdi yere Çünkü kâbe’nin hatîm kısmında yatan Sultân-ı levlâk’tır. Habîb-i zîşândır o Nur-u hüda’dır. Merhamet ufkunun nazlı güneşi Kainatın biricik çiçeğidir o. İzin verseydi allah Âlemler inerdi yere Oysa emir yalnız cebrail’e Ve yalnız cebrail iner yere Kalk ya rasulallah Semada melekler seni bekler Taif’te taşlanan yüzüne hasret Alaya alınan sözüne hasret Seni bekler melekler. Yer yüzünde vefa yok mu? Seni teselli edecek birini mi arıyor kalbin. Sevdiklerin bir bir uçuyor mu elinden? Davetini hafife mı aldılar? Üzülme ve aç gözlerini Öteler bekliyor seni Bu gece kainat adını anacak, Aç gözlerini ki alemler nazarına kanacak. Burak, senin için uçacak. Aç gözlerini ya habiballah Bu gecenin adına isra diyecek allah. Ey yedi kat sema aç kapılarını, Ve haber ver hasretle bekleyen peygamberlere Deki hazreti Adem’e; Cennetin kapısına adı yazılan İsminin hatrına af istediğin Salih oğul geliyor. Söyle İsa’ya: Kuytu köşelerde Havarilerinle Allah’a sığınırken, Bir adım ötedeymiş gibi kokusunu aldığın Ve insanlığa gelişini müjdelediğin Ahmet geliyor. Yusuf’a, İdris’e, Harun’a söyle Musa’ya deki: Vasıflarına hayran olup da Ümmetinden olmak istediğin Salih kardeş geliyor. Müjde ver İbrahim Peygamber’e: Dua dua yalvarıp Gelmesini istediğin oğul geliyor Aç kapılarını ey yedi kat sema Bu gelen Muhammed Mustafa Cebrail yol gösterir Ve yürür sultanlar sultanı Bu nasıl bir yürüyüştür. Bu nasıl bir eda? İnci inci ter mübarek alınlarında Baştan ayağa edep var Attığı her adımda. Sultanım, Cennetler gösterilirken o gece Ümmetini hayal ettin mi cennette? Cehennemin alevleri selamlarken seni, Gözyaşlarını gördü mü Cebrail? Ümmetim dedin mi? Sen unutmazsın bizi bunda kuşku yok Tahiyyat duası haber verdi bize Sen bizi hiçbir yerde Hiçbir zaman unutmadın İnşallah biz de seni unutanlardan olmayız. Allah seni unutturmasın bize. Bir söz sultanının dediği gibi Eğer günahlarımızdan dolayı girersek cehenneme Ve Allah biran olsun açarsa ufkumuzu Talaal bedru aleyna diyeceğiz. Miraç gecesi Yürüdü rasulullah Cebrail önde Bir gece yürüyüşüyle Yürüdüler… Yükseldiler. Yükseldikçe yükseldiler. Cebrail durdu birden, Ya rasulallah, benimle buraya kadar. Efendimiz niçin diye sordu Burası sidre-i münteha’dır Bir adım daha atarsam, yanarım, kavrulurum. Allah rasulu, sordular: Nasıl gidilir sidre-i münteha’da? Cibril-i emin cevap verdi: Aşkla! Aşkla gidilir ya rasulallah Aşkla gidilir ya habiballah Aşkla gidilir ya nebiyyallah Yürü sultanım yol senindir! Aşk vadisinde mühür senin. Söz senindir hal senindir. Muhabbetin adı sensin. Varlıkların tadı sensin Yürü ve selamını ilet Gözü yaşlı ümmetinin Sensiz bunca yetimin İlet selamını Ahir zamanın ahını Yüceler yücesine ilet Sultanım Sen dönerken miraçtan İlahi hediyelerle Bizim için miraç olan Beş vakit namazla, Bakara suresinin son iki ayetiyle Ve şirke düşmeyenin affedilebileceği müjdesiyle Dönerken sen miraçtan Biz ahir zamandan Ebu Bekir edasıyla bakıyoruz sana “O söylediyse doğrudur” Rasulullah söylediyse doğrudur. Ve bir ayetin sıcaklğı sarıyor Kainatin kalbini: Her türlü noksanlıktan münezzeh olan allah Kulunu geceleyin mescid-i haram’dan alıp, Kendisine bir takım ayetler gösterelim diye Etrafını mübarek kıldığımız Mescid-i aksa’ya götürdü. Çünkü, işiten ve bilen odur. Şimdi açın gözlerinizi Ve mîrâc’a hazırlanın Dursun Ali Erzincanlı |
Uhud :: Uhud::.. Günlerden cuma... Uhut'a gelenler var. Medine yolu toz duman... Uhut'a gelenler var. Bir dağılsa da şu hava, Görsek Medine-i Münevvere'den Uhut'a gelenleri. Bir görsek Allah Rasulü'nü Ve eroğlu erleri... Bakın göründüler işte; Atının üzerinde evrenin efendisi! Cihanın gözbebeği! Uhut'un sevgilisi! Sağında ve solunda ashab-ı güzin Önündeyse iki üveyk yürüyor; Biri Sad bin Muaz, Diğeri Sad bin Übade. Allah'ım bu ne edep Atlarının bile başı yerde... Bakın şu iki gence! İkisi de onbeşinde... Şu kısa boylu olanı Rafi' bin Hadic! Parmaklarının ucuna basıyor ki Boyu uzun görünsün! İyi ok attığı söylenince İzin veriyor efendimiz. Diğer gençse Semüre bin Cündüp... Ağlayarak peygamberinin yanına gidiyor. Ya rasulallah! diyor, Rafi'ye izin verdiniz. Bana niye izin yok? Ben rafi'yi güreşte yeniyorum. Efendimiz tebessüm buyuruyorlar. Ve bu iki ana kuzusuna güreş tutturuyorlar. Semüre Rafi'yi yenince güreşte, Fahr-i kainat ona da izin veriyor. Günlerden cumartesi... Uhud'a gelenler var. İşte Ayneyn Tepesi-Okçular Tepesi- Başlarında Abdullah bin Cübeyr Sultanı dinliyorlar. Düşmanı yendiğimzi görsenizde Size haber vermedikçe, adam göndermedikçe Yerlerinizden ASLA ayrılmayın! Kuşların cesetlerimizi kapıştıklarını görseniz dahi Ben size adam göndermedikçe Yerlerinizden asla ayrılmayın! İki ordu da hazır... İki ordu da harp nizamında... Ve Uhud'un kalp atışları dışında yeryüzü nefes bile almıyor! Sessizliği bozan Kureyş'in Sancaktarı'dır. Söylediği her söz küfür kokulu... Benimle çarpışmaya er meydanına kim çıkar! Bu bir meydan okumadır. Cevapsa bir çift ayak sesi... Gözler Uhud toprağında yürüyen bu ayaklarda... Kime ait bu adımlar ki bastığı toprak 'ALLAH' diyor! Ve Esedullah namıyla Hz. Ali(R.A.) yürüyor. Birkaç saniye, bir tek hamle... ALLAH'ın(C.C.) Arslanı dimdik ayakta Kureyş'in sancağı ise yerde... Ardından bir başkası yükseltiyor sancağı Ama bilmiyor ki bu defa kim var Uhud meydanında Gökyüzünde yıldırımlar Yeryüzünde Hamza var. Asıl şimdi başladı Uhud'un türküsü. Tam üç katı düşmanla Peygamber(A.S.M) ordusu Göz göze ve diş dişe. Uhud'da yiğitler var. İşte: Ebu Lücane... Kılıcın üzerinde bir yazı Korkaklıkta ar İlerlemekte şeref var! İşte: Musab bin Umeyr... Zırhını giyinince Nasılda Peygamber'e(A.S.M.) benziyor. Ve döne döne savaşan Hz. Hamza... Ben Allah'ın(C.C.) Arslanı'yım diyor! Ebu Katade'ye bakın. Bakın bir ok fırlıyor müşrik yayından Bir havayı yara yara geliyor. Hedefte Rasulullah(A.S.M.) var. İşte: Ebu Katade... Okun Fahr-i Kainat'a(A.S.M) doğru gittiğini görünce ALLAH'ı(C.C.) andı önce Ve uzattı başını! Ok Katade'nin gözüne saplandı. Uhud'da yiğitler var... Şirk ordusunu bozguna uğratan... Ömer bin Hattab'a bakın Gözleri çakmak çakmak... Ama telaş var yüzünde Hz. Ömer'in(R.A.) Bu ne hal ey Ömer... Düşman hüsran yaşarken Zafer kaznılmışken Bu ne hal ey koca Ömer! Niçin okçular tepesine bakıyorsun? Neler oluyor orda? Niye iniyor okçular Ayneyn Tepesi'nden? Allah Rasulü(A.S.M) haber vermeden niye iniyorlar? Ey Abdullah bin Cübeyr! Durdursana okçuları! Durun, Allah(C.C.) aşkına durun! Arkanızdan düşman geliyor, inmeyin yerinizden. Sahabe sendeliyor inmeyin yerinizden. Kainat yalvarıyor inmeyin! Sultanlar Sultanı'nı(A.S.M) incitecekler, inmeyin! Peygamber(A.S.M) ordusu iki ateş arasında... Efendimizin(A.S.M) etrafında on beş sahabe... Bakın, mübarek elleri Rasulullah'ın(A.S.M.) Yüzüne kapanıyor! Kainatın affı için semaya kalkan eller Şimdi kan içinde! Yetiş Ey Ebu Ubeyde! Nur saçan yüz kan içinde! Zaman donuyor sanki, Ve dudaklarının arasından birşey düşüyor. Kıpkırmızı bir yakut gibi Peygamberin(A.S.M.) mübarek dişi! Uhud Dağı'nı bir titreme alıyor. Zaman donuyor sanki, Ve gökler yırtılıyor! Uhud Dağı'nı bir titreme alıyor! Kimse Uhud'a ilişmesin. Çünkü bir ses geliyor altı yerden! Muhammed'in(A.S.M.) dişi yere düşmesin! Ve Cibril-i Emin yaratıldığı günden beri, En hızlı inişiyle iniyor! Çünkü altı yönden bir ses geliyor! Yere düşmesin Muhammed'in(A.S.M.) dişi! Kara bulutlar çöktü Uhud'a! Bir ses ortalığı velveleye verdi: Muhammed(A.S.M.) öldürüldü! Muhammed(A.S.M.) öldürüldü! 'Eğer O(A.S.M.) öldürüldüyse ben niye yaşıyorum! ' Diyen Enes bin Nad atıdı küfrün alevleri arasına! Artık yaşlı gözler Sevgili'yi(A.S.M.) arıyor. Kab bin Malik Hz. sesi duyuldu: 'Rasuluh(A.S.M) yaşıyor, Allah(C.C.) 'ın Rasulü(A.S.M.) yaşıyor, Onu(A.S.M.) miğferinin arasından ışıl ışıl parlayan gözlerinden tanıdım. Habibullah(A.S.M.) yaşıyor. Onu(A.S.M.) şefkat dolu gözlerinden tanıdım.' Ashab-ı Güzin'in sevincine bir bakın! Uhud'un sevincine bir bakın! Hz.Hamza duydu ya bu yeter! Rasulullah(A.S.M.) yaşıyor ya bu yeter! Yine daldı Hamza Kureyş'in dalgalarına! Ama savaşırken bir ara sendeledi Hamza. Ve boşlukta bir mızrak belirdi. Ey Hamza! Uhud'u her anışımızda kaç mü'min girmek ister mızrakla senin arana? Kaç mü'min keşke ben öleydim, keşke mızrak benim sineme saplansaydı der? Ama Şehidlerin Seyyidi sensin! Şehidlerin Efendisi sensin! Uhud'da şehidler var... Şehidlerin Seyyidi Hamza var Uhud'da! Rasul-i Zişan'ın(A.S.M.) gözlerinden boşalan yaş, Hamza'yı yıkar gibiydi! Fahr-i Kainat(A.S.M.) hiç bu kadar elem duymamıştı! Hiç bu kadar üzülmemişti! Ve amcasına hiç böyle seslenmemişti: 'Ey Rasulullah'ın(A.S.M) amcası Hamza; Ey Allah(C.C.) 'ın ve Rasulü'nün(A.S.M) Arslanı Hamza; Ey hayırlar işleyen Hamza; Ey Rasulullah'a(A.S.M) koruyucu olan Hamza; Allah(C.C.) sana rahmet etsin! Eğer senden sonra yas tutmak gerekseydi; Sevinmeyi bırakıp sana yas tutardım! ' Ve bir ayet yankılanıyor Ahzab dağında: (Bismillahirrahmanirrahim-Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla!) 'Mü'minlerden öyle yiğitler vardır ki, Onlar Allah(C.C.) 'a verdikleri sözde sadakat gösterdiler. Onlardan bazıları şehid oluncaya kadar çarpışacağına dair yaptığı adağını yerine getirdi. Kimisi de şehid olmayı bekliyor. Onlar verdikleri sözü asla değiştirmediler.' Dursun Ali Erzincanlı |
40 Yaşındasın 40 Yaşındasın Rahmetini umarak Günahkar bir dille; Allah Azze ve Celle Ya Rasulallah, Âlemlere rahmet hayatın geçiyor kalbimizden, Kalbimizden seyrediyoruz seni. İşte Bir yaşındasın, Beni Sa'd yurdundasın Sana süt anne olmadı kadınlar Bu yüzden dargın bulutlar Bir damla yağmur indirmiyor Kıtlık hüküm sürüyor Beni Sa'd yurdunda Minicik bir bulut var gökyüzünde Sana aşık... Ayrılmıyor başucundan Ve insanlar yağmur duasında... Hz.Halime kucağına alıyor seni Yüzünde bir gölgelik...Seni güneşten korumak için Oysa minicik bulut gökyüzünde Sana meftun, sana kilitli... Ve dua eden rahibin kucağındasın Dünyalar güzeli gözlerine bakıyor rahip Kıtlığı da unutuyor, yağmuru da, duayı da Ama sen unutmuyorsun Uğruna canlarımız feda o gözlerinle gökyüzüne bakıyorsun O minicik bulut ilişiyor bakışlarına Büyüyor, büyüyor... Sonra nazlı, nazlı yağmur damlaları iniyor buluttan Fakat çoğusu bilmiyor yağmurun geliş sebebini Çoğusu bilmiyor seni... Altı yaşındasın Medine-i Münevvere yolundasın Yanında aziz annen ve Ümmü Eymen Yetimliğini hissediyorsun baba kabristanında Sonra yolda, Ebva'da öksüzlük karşılıyor seni Mekke'ye annesiz giriyorsun Abdulmuttalip bir başka seviyor seni Ebu Talip bir başka seviyor Ya Rasulallah Mekke çocukları annelerine seslenirler miydi senin yanında Onlar anne deyince sen yere mi bakardın Mekke rüzgarları kaç gece gözyaşlarını taşıdı Ebva'ya Kaç gece anne diye hıçkırdın Efendim! Senin yerine de anne dedik annemize Senin yerine de baba dedik Yirmi beş yaşındasın Ve bambaşkasın Kimse sana denk değil Şefkat yayıyor kokun Güven veriyor sesin Sen Muhammed-ül Emin' sin Otuz üç yaşındasın Dalga dalga rahmet var Otuz beş yaşındasın Hadi gel bekletme yar İniltiler çalıyor kapısını göklerin Hadi gel bekletme yar Sinesi çatlayacak Rasul bekleyenlerin... Hadi gel ey Yâr! Nurdağına davet var İşte Kırk yaşındasın Hira Nur dağındasın Cibril iniyor göklerden Ve nokta nokta her yerden salat, selam yükseliyor Sen kâinatın yüreğinden hasretle kopan ' Ah! ' sın Karanlık gecelerimize sabahsın Sen Nebiyullahsın Sen Habibullahsın Sen Rasulullahsın Niye incittilerki seni sultanım Niye işkence yaptılarki sana Ebu Talip öldü diye mi bu pervasızca saldırılar Himayesiz kaldın diye mi Kabe'deki ağlayışın geliyor gözümüzün önüne ' Amca yokluğunu ne çabuk hissettirdin ' diyişin Haremde namaz kılışın geliyor aklımıza Başına pislikler saçılıyor Başlar feda o mübarek başına Nasipsizler sana bakıp nasıl da gülüyorlar Biri koşuyor Mekke sokaklarından sana doğru Biri koşuyor ama sanki yere inmiş Arş-ı Âla ' Bu koşan kimdir ' diye bir soru dolaşıyor boşlukta Bu koşan kim? Ve cevap veriyor biri: Muhammed' in kızı Fatımatüz-Zehra Velilerin anası... Yüzünü gözünü siliyor biricik kızın Sana yeryüzünde en çok benzeyen Gülmesi sen, ağlaması sen ' Ağlama kızım ' diyişin geliyor aklımıza Niye çıkardılar ki yurdundan seni Himayesiz kaldın diye mi Onlar bilmiyorlar mıydı seni himaye edeni Seni yetim bulup barındıranı Seni alemlere rahmet kılanı Onlar deli diyorlardı sana, sen susuyordun Mecnun diyorlardı, şair diyorlardı, sen susuyordun 'Seni bizim elimizden kim kurtaracak' diyorlardı Sen, Sen ' Allah! ' diyordun Allah Azze ve Celle Semayı haşyet kaplıyordu Sen ' Allah! ' diyordun Arş-ı Âla titriyordu Bedir' de ' Allah! ' diyordun Üç bin melek iniyordu alaca atlarda Yüz yirmi beş bin sahabi: ' Anam babam sana feda olsun ' diyordu Ya Rasulallah Medine-i Münevvere sokaklarında yürüyordun Neccar Oğulları'nın küçük kızları seni görünce Sevinçten ne yapacaklarını bilememişlerdi ' Beni seviyor musunuz ' diye sormuştun onlara ' Seni çok seviyoruz Ya Habiballah ' demişlerdi Sen de: ' Allah biliyor ki ben de sizi çok seviyorum' demiştin Bu gün yaşayan gençler var Neccar Oğulları'nın kızları diğil belki Ama seni onlar da çok seviyor Gözyaşlarından belli ki seni canlarından çok seviyorlar Senden başka kimseleri yok Allah biliyor ki sen onları da çok seviyorsun Altmış üç yaşındasın Refik-i Âla duasındasın Senin için siyah yünden çizgili bir cüppe dokunmuştu Kenarları beyazdı Onu giyerek ashabının yanına çıkmıştın Ve mübarek ellerini dizine vurarak: ' Görüyor musunuz ne kadar güzel ' demiştin Meclisinde bulunan biri sana seslenmişti: ' Anam babam sana feda olsun ya Rasulallah, onu bana ver ' Niye istemişti ki senden sevdiğini bile bile İstendiğinde katiyyen ' hayır ' demediğini bile bile ' Peki ' dedin o zata Ve sen yine yamalı, eski cübbeni giydin Dostuna kavuşmana bir hafta kalmıştı Aynı cübbeden yine yine diktirdiler Ama giyinmek nasip olmadı Haberler uçurmuştun Ebu Hureyre' nin diliyle: ' Benden sonra öyle kimseler gelecek ki, keşke peygamberi görseydik de ne malımız ne de evladımız olsaydı diyecekler ' Ve Hz. Enes ile paylaşmıştın özlemini ' Beni görmedikleri halde bana iman eden kardeşlerimi görmeyi çok isterdim' Sultanım! Ey Medine minberinde ' ümmeti, ümmeti ' diye hüznü giyen sevgili Ey Mekke mihrabında alemler hesabına ' Allah! ' diyen sevgili Bize lütfu ilahi bahşedilen kapına diz çöktük, bey' at ettik Rabbinden bize ne getirdi isen amenna Duyduk, itaat ettik Ya Rasulallah Sen hâlâ kırk yaşındasın Ve hâlâ ümmetinin başındasın... Dursun Ali Erzincanlıhttp://img185.imageshack.us/img185/6408/11801230nn5.gif |
Ben Böyle Olmamalıydım Ben Böyle Olmamalıydım Ben, böyle olmamalıydım İsmini duyunca, boynum düşmeliydi omzuma. İçime bir ateş düşmeliydi Ayaklarımın feri kesilmeliydi. Kendimden geçmeliydim sonra... Adını sayıklamalıydım, adımı unuttuğumda Ama bunu kimse duymamalıydı, Seni, mahşere kadar saklamalıydım. Ben böyle olmamalıydım Nisan akşamlarını ıslatırken yağmur Bahar, şarkılarını söylerken karanlığa Çalan her kapıya `sensin` diye koşmalıydım. Ayak sesleri gelmeliydi uzaktan Ben hep sana yormalıydım. Gece yıldızlarını serpince göre Seni görmek için uyumalıydım. Şarkılar kime söylenirse söylensin Sana diye dinlemeliydim. Türküler dolmalıydı odama, Ben bir selvi boylu yârdan ayrıldım deyince bir ses Selvi boylu yâr sen olmalıydın Kömür gözlüm ateşine düşeli Senin için söylenmiş söz olmalıydı. Bir mey yokluğuna ağlamalıydı delice Bir keman, incecik çığlık olmalıydı Ama bunu kimse bilmemeliydi, Seni mahşere kadar saklamalıydım. Böyle olmamalıydım, Kelimeler Taif'i taşıyınca kulaklarıma Daha yüzüme çarpmadan Taif rüzgarı, Taşların izi çıkmalıydı yüzümde. Uhud anılırken, dişlerine sızı düşmeliydi. Haremde bir ikindi vakti Kem gözler çevrilince sana Ve vefasız eller uzanınca yakana İçim daralmalı, nefesim kesilmeliydi. Sen ötelere hazırlanırken, Öteler senin için süslenirken, Son kez baktığın pencerede hayal edip seni, Perdenin son kez kapanması gibi, Kapanmalıydı gözlerim. Sonra içime doğru gerilip, Seni bize lutfedenin ismini haykırıp, 'Allah(C.C.) ' deyip, Düşmeliydim yere. Ama bunu kimse bilmemeliydi. Seni mahşere kadar saklamıydım. Ve mahşer günü... Uzaktan seni seyretsem. Sana yakın olmak için can atsam. Beni engelleseler, 'Sen kim yakınlık kim? ' deseler. Ben ağlamaktan konuşamasam. Gözlerini çevirsen bana. 'Benim cennetim bana bakan gözlerindir.' Ve tebessüm etsen. Ama bunu kimse görmese, Seni ebede kadar saklasam. Dursun Ali Erzincanlıhttp://img167.imageshack.us/img167/1762/13mg7.gif |
Gelseydin Gelseydin Sevgili! Ümmü Mektum gibi Seni görmeden sana sesleniyoruz Alıp verdiğin nefesi duyar gibi Sanki açınca gözlerimizi Seni görecekmişiz gibi Sana sesleniyoruz. Senin huzurunda ses yükselmez. Edeple konuşulur; edeple susulur. Hele biz ki bu kapının dilencileri, El açıp beklemekten başka Bize bir şey düşmezdi ama Şu araya giren yıllar olmasa Medine’ne uzak yollar olmasa İsmin anılınca yürek yanmasa Kapında beklemekten başka Bize bir şey düşmezdi. Bekliyoruz Sultânım! Rüyada olsa bile Belki teşrif edersin diye Hem de hiç kimseyi beklemediğimiz gibi. Seni bekliyoruz. Gelseydin, Bizim için cennet olurdu gelişin. Gelseydin, Saadetli asrından gönderdiğin selâmını, 'Kardeşlerim' deyişini Birbirimize nasıl anlattığımızı görürdün. Gelseydin, Dolaşsaydın sofralarımızı, Bir tabak fazla görecektin, Bir bardak, bir kaşık fazla... Ve sofrada bir yer boş, Baş köşe! .. Ola ki Sen(A.S.M.) lutfeder gelirsin diye. Gelseydin, Dolaşsaydın gecelerimizi, O 'Kutlu Doğum' gecelerini, Anneler görecektin. Yeni doğmuşsun gibi, Yeryüzünü yeni teşrif etmişsin gibi, Mışıl mışıl uyuyasın diye Seni sabahlara kadar Hayalen ayaklarında sallayan anneler görecektin. Sevgili! Gelseydin, Medine-i Münevvere'den dünyaya yayılan Ashabın gibi, Eyyüb Sultan gibi, Kab bin Malik gibi, Bir fecir vaktinde, Henüz yirmisinde yirmi beşinde, Bırakarak yurtlarını ocaklarını, Hedeflerine ilahi rızayı koyan, Arkalarına bakmayı ar sayan, Yiğitler görecektin. Onlar senin yiğidin, Elleri, o öpülesi elleri, Kimbilir hangi memleketin zemheri soğuklarında üşürken, Senin köyünün hayaliyle ısındılar. Gelseydin, Gecenin zifiri karanlığında, Uykunun en tatlı aralığında, Rabiatül Adeviyye gibi Rabbiyle başbaşa Gençler görecektin. Gözyaşı dökerken günahlarına, Veysel Karani'den istediğin gibi, İnsanlığa dua eden gençler görecektin. Gelseydin, Asr-ı saadet gibi olmasa da, Koklanmaya değer güllerimiz vardı. Yine senin ikliminde yetişen. Ama sen gelseydin, Dikenler bile gül kokardı EFENDİM(A.S.M.) ! ! ! Seninle göz göze gelmeden gizli gizli seni seyretmek... Hz.Vahşi gibi... Hani sen Hane-i Saadet'ten Mescid-i Nebevi'ye giderken Aişe annemiz ardından hayran hayran bakardı. Seni mescidin önünde bekleyen Ashabı'nınsa Bakışları yerdeydi. Edepten göz göze gelmezlerdi. Sende(A.S.M.) tebessüle nazar ederdin. Mütebessim çehreni bir Ebu Bekir(R.A.) görürdü, Bir de Ömer(R.A.) ... Şimdi okununca Ezan-ı Muhammedi Pencerelerde, kapı önlerinde, Seni(A.S.M.) bekleyen nemli gözler var. Gelseydin, Ve yürüyüp geçseydin önümüzden, Gülleri bayıltan o enfes kokunu çekerdik içimize. Sevgili! Hakiki aşıkların sana doğru uçarken Bizim bu yaptığımız yolda emeklemekti. Dünya güzelliğiyle kollarını açarken Bize düşen el açıp kapında beklemekti. Sevgili! Bekliyoruz! ... Dursun Ali Erzincanlıhttp://img338.imageshack.us/img338/2599/16qx9.gif |
--->: Dursun Ali Erzincanlı Şiirleri MİRAÇ Kapatın gözlerinizi Ve karanlığı seyredin. İşte böyle bir gece. Mekke’de bir gece Yorgunluk havada Gariplik suda Simsiyah bir sessizlik Uyku bile uykuda. Kâbe’nin hatîm kısmında Yanı üzre yatan biri var Yıl hüzün yılı Ebu Talib yok Yıl hüzün yılı Vefakâr eş Haticetül kübrâ yok. Kâbe’nin hatîm kısmında Yanı üzre yatan biri var Teselli arayan kalp Hüzünle çarpan kalp O’nun kalbi. Ve ayak sesleri Yıldızlar ışıldıyor. Bu ayak sesleri göklerden Yol veriyor yıldızlar. Semâdan inenler var. İzin verseydi Allah Kâinat inerdi yere Çünkü kâbe’nin hatîm kısmında yatan Sultân-ı levlâk’tır. Habîb-i zîşândır o Nur-u hüda’dır. Merhamet ufkunun nazlı güneşi Kainatın biricik çiçeğidir o. İzin verseydi allah Âlemler inerdi yere Oysa emir yalnız cebrail’e Ve yalnız cebrail iner yere Kalk ya rasulallah Semada melekler seni bekler Taif’te taşlanan yüzüne hasret Alaya alınan sözüne hasret Seni bekler melekler. Yer yüzünde vefa yok mu? Seni teselli edecek birini mi arıyor kalbin. Sevdiklerin bir bir uçuyor mu elinden? Davetini hafife mı aldılar? Üzülme ve aç gözlerini Öteler bekliyor seni Bu gece kainat adını anacak, Aç gözlerini ki alemler nazarına kanacak. Burak, senin için uçacak. Aç gözlerini ya habiballah Bu gecenin adına isra diyecek allah. Ey yedi kat sema aç kapılarını, Ve haber ver hasretle bekleyen peygamberlere Deki hazreti Adem’e; Cennetin kapısına adı yazılan İsminin hatrına af istediğin Salih oğul geliyor. Söyle İsa’ya: Kuytu köşelerde Havarilerinle Allah’a sığınırken, Bir adım ötedeymiş gibi kokusunu aldığın Ve insanlığa gelişini müjdelediğin Ahmet geliyor. Yusuf’a, İdris’e, Harun’a söyle Musa’ya deki: Vasıflarına hayran olup da Ümmetinden olmak istediğin Salih kardeş geliyor. Müjde ver İbrahim Peygamber’e: Dua dua yalvarıp Gelmesini istediğin oğul geliyor Aç kapılarını ey yedi kat sema Bu gelen Muhammed Mustafa Cebrail yol gösterir Ve yürür sultanlar sultanı Bu nasıl bir yürüyüştür. Bu nasıl bir eda? İnci inci ter mübarek alınlarında Baştan ayağa edep var Attığı her adımda. Sultanım, Cennetler gösterilirken o gece Ümmetini hayal ettin mi cennette? Cehennemin alevleri selamlarken seni, Gözyaşlarını gördü mü Cebrail? Ümmetim dedin mi? Sen unutmazsın bizi bunda kuşku yok Tahiyyat duası haber verdi bize Sen bizi hiçbir yerde Hiçbir zaman unutmadın İnşallah biz de seni unutanlardan olmayız. Allah seni unutturmasın bize. Bir söz sultanının dediği gibi Eğer günahlarımızdan dolayı girersek cehenneme Ve Allah biran olsun açarsa ufkumuzu Talaal bedru aleyna diyeceğiz. Miraç gecesi Yürüdü rasulullah Cebrail önde Bir gece yürüyüşüyle Yürüdüler… Yükseldiler. Yükseldikçe yükseldiler. Cebrail durdu birden, Ya rasulallah, benimle buraya kadar. Efendimiz niçin diye sordu Burası sidre-i münteha’dır Bir adım daha atarsam, yanarım, kavrulurum. Allah rasulu, sordular: Nasıl gidilir sidre-i münteha’da? Cibril-i emin cevap verdi: Aşkla! Aşkla gidilir ya rasulallah Aşkla gidilir ya habiballah Aşkla gidilir ya nebiyyallah Yürü sultanım yol senindir! Aşk vadisinde mühür senin. Söz senindir hal senindir. Muhabbetin adı sensin. Varlıkların tadı sensin Yürü ve selamını ilet Gözü yaşlı ümmetinin Sensiz bunca yetimin İlet selamını Ahir zamanın ahını Yüceler yücesine ilet Sultanım Sen dönerken miraçtan İlahi hediyelerle Bizim için miraç olan Beş vakit namazla, Bakara suresinin son iki ayetiyle Ve şirke düşmeyenin affedilebileceği müjdesiyle Dönerken sen miraçtan Biz ahir zamandan Ebu Bekir edasıyla bakıyoruz sana “O söylediyse doğrudur” Rasulullah söylediyse doğrudur. Ve bir ayetin sıcaklğı sarıyor Kainatin kalbini: Her türlü noksanlıktan münezzeh olan allah Kulunu geceleyin mescid-i haram’dan alıp, Kendisine bir takım ayetler gösterelim diye Etrafını mübarek kıldığımız Mescid-i aksa’ya götürdü. Çünkü, işiten ve bilen odur. Şimdi açın gözlerinizi Ve mîrâc’a hazırlanın Dursun Ali Erzincanlıhttp://img216.imageshack.us/img216/3...34ke8fhdo9.gif |
Sen Yoktun Sen Yoktun Sen yoktun... Hz Âdem’deydi nurun Önce cenneti, Sonra yeryüzünü şereflendirdin. Âdem nuruna affedildi Arafat bu affa şâhitti Sen yoktun Nuh’un gemisindeydi Nurun... Dalgalar yeryüzünü boğarken Taprağın bağrındaki su Gökyüzüyle buluşurken Ve bu bir ilahi azap derken, Allah nurunu taşıdı binbir sebeple Tûfan, nurunu selamladı edeple... Sen yoktun... Hz.İsmail’in alnındaydı Nurun İbrahimî bir dua yükseldi kimsesiz çöllerden “Rabbimiz” dedi, “Onlara kendi içlerinden Senin ayetlerini okuyacak Kitap ve hikmeti öğretecek onlara, Onları temizleyecek bir elçi gönder, Amin dedi on sekiz bin âlem Nurunla aydınlanan minicik ellerini semaya kaldırarak Amin dedi İsmail. Hira Nur dağı amin diyerek ayağa kalktı Medine’den adı Uhud olan bir amin yankılandı sevr dağında. Sen yoktun... Hz.İsa “Ahmed” diye muştuladı seni Alemlerin efendisi diye sana seslendi. Artık ben sizinle çok söyleşmem, dedi havarilerine.. Çünkü bu âlemin reisi geliyor... Bekleyin Ahmed geliyor. Kainata rahmet geliyor. Havarilerin yüzünü okşayan, Ölüleri dirilten bir nefes oldun Ama sen yoktun... Sen yoktun Sultânım, Hz. Abdullah’ın alnındaydı Nurun Başı eğik gezerdi mazlum Huteyle göklerden seni sorardı Varaka seni arardı semada Anneler kız çocuklarını hep ağlayarak sevdiler. Ağlayarak süslediler ölüme... Ağlayarak hadi dayına gidiyorsun dediler. Sen yokken, Canlı canlı toprağa gömülmenin adıydı dayıya gitmek. Anne yüreğinin çıldırtan çaresizliğiydi. Ve yavrusunun ölüme gidişini seyretmesiydi... En son çocuk atılırken çukura Annesinin suretinde bir melek tuttu onu Ve tebessüm ederek hira nur dağını gösterdi. Melekler süslüyordu hirâyı. Efendisine hazırlanıyordu cebel-i nur, Efendisine hazırlanıyordu mekke. Âlem Efendisine hazırlanıyordu Kainatın gözü Hz. Aminedeydi. Toprak yalvarıyordu rabbine, Allahım gönder artık diyordu. Gel diye ağlıyordu mazlumlar, gözleri semada Ve bir gelişin vardı ya rasulallah, Bir inişin vardı yer yüzüne... Önünde cebrail! Ardında yalın kılıç melekler! Bir inişin vardı yer yüzüne... Yetimler en huzurlu geceyi geçirdi belki de Öksüzler annelerine sarıldı doya doya. Sonra bir sessizlik kapladı seher vaktini. Herşey sus pus olmuştu. Hadi diyordu yıldızlar, Hadi diyordu ay! Kainat bir isim duymak istiyordu. Ve bir ses yükseldi Âmine’nin evinden; Muhammed! Karanlıklar aydınlığa bıraktı yerini. Muhammed! Melekler öptü o nurdan ellerini. Muhammed! Seni yaratan Allah’a kurbânız ey dürri yekta! Sana o adı veren rahmana kurbanız Artık sen vardın Susuz topraklara rahmet indi seninle Annenden sonra anne halime sevindi seninle Yağmura mı ihtiyaç var? Kaldır şehadet parmağını, Yağmurları salsın Allah. Sonra tut ağacın yaprağını, Köklerini çıkarttırıp yanında yürütsün Allah. Yeterki sen iste, Sen iste yarasulallah Deki ben kimim? Dağlar, taşlar dile gelsin, Dilsiz çocuklar ellerinden tutup, Ente Rasulullah desin. Sen vardın Bedir kârdı, Uhut dardı Hendek yârdı. Yiğitlerin vardı. Ölmek için yarışan yiğitler... Hele bir enesin vardı senin. Enes bin malik... Uhut’ta öldüğünü duyunca arkadaşlarına, Niye burada oturuyorsunuz diye sormuştu. Onlar da “Allah’ın Rasulü öldürülmüş deyince Enes kükremiş: “ Peki o öldükten sonra yaşayıp da ne yapacaksınız? Kalkın ve O’nun gibi ölün! Demişti. Ve savaşın en yoğun olduğu yerde şehit düşmüştü. Hem de ne şehit ey nebi! Vücudu yaralardan tanınmaz haldeydi. Kızkardeşi ancak parmaklarından tanıdı onu... Musab Bin Umeyr’in vardı senin. Uhut’ta sancağını taşıyan. Öyle bir aşkla sana bağlıydı ki Allah o gün melekleri Musab’ın suretinde indirdi. Ebu hureyren vardı... Acıkınca mescidin önünde durur sana bakardı. Sen anlardın, Ya Ebâhir gel! Derdin. Ve sen gittin... Bir gidişle gittin Ardında hüznün kaldı. Hasretin kaldı göklerde. Bilal ezan okuyamaz oldu Ne zaman teşebbüs etse Muhammed rasulullah demeye Dizleri üstüne çöker, kendinden geçerdi. Sonra günler ay, Aylar yıl oldu. Ve asırlar oldu Sensizliğe açtık gözlerimizi. Ama sen bırakmazsın bizi. Sen varsın ey şehitlerin sultanı Sen varsın! Bir şehit bile ölmezken Sana nasıl yok deriz. Ebutalip şama giderken devesinin önüne geçip Beni burda kime bırakıp gidiyorsun demiştin. Ne anam var ne babam... Ebutalip bırakmamıştı bu yüzden. Sensizliğin ızdırabıyla inleyen ümmetini kime bırakıp gidiyorsun Ya Rasûlallah! Bırakma bizi ki; Allah; Sen onların içindeyken onlara azab edecek değiliz buyuruyor. Bırakma bizi! Hayatı seninle öğretti Rahman. Kulluğu seninle tanıdık. Duayı senden öğrendik sevgili! Hz Ömer umre için senden izin isteyince, “Kardeşcik” dedin ona, Kardeşcik, duanda bana da yer ayırır mısın? Bizler Ömer değiliz ama Bütün dualarımız senin için Ey Rabbimiz! Rasulünü anışımızdan haberdar et! O’na binler salat, binler selam! Habibine Makam-ı Mahmut’u ver O’na vesileyi lutfet. O’nu refik-i Âlâya yükselt Bizi de affet O’nun hatrına affet Zatının hatrına Affet. Dursun Ali Erzincanlıhttp://i25.tinypic.com/16ja4w.gif |
Sözün Acıydı Sözün Acıydı Sözün acıydı, yolun dolambaçlı... Yedi uzun yıl geçerek Yedi yıl dolaştın durdun... İçimden bir his şöyle diyor: Ayrıl arkadaşlarından istasyonda Sabahleyin git kente İliklenmiş ceketinle Bir dam ara Ve bir arkadaşın çalarsa kapını Aç! Haaa...Açma... Yine de ört hislerini Rastlarsan ana babana İstanbul'da ya da başka bir yerde Yürü git yabancı gibi Yok ol köşede Tanıma! Sana armağanları olan şapkayla gizle yüzünü Göster! Aaah! Gösterme, gösterme yüzünü Yine de gizle, ört hislerini İşte burada ye şu eti, çekinme Git rastgele bir eve yağmur yağınca Otur bir sandalyeye Ama çok kalma Şapkanı da unutma Söylüyorum sana Ört hislerini Ne söylediysen bir daha söyleme Düşüncelerini bir başkasında bulursan tanıma Kimseye imzanı ya da resmini vermemişsen Kimsenin yanında bullunmamış ve kimseyle konuşmamışsan Nasıl yakalayabişlirler seni Ört hislerini... Dikkat! Ölümü düşündüğünde Mezar taşın olmasın yattığın yeri belirten Üzerinde bir yazıyla seni eleveren Ölüm tarihiyle seni açığa çıkaran Bir kez daha, son bir kez daha Ört hislerini... Sevdiğim söylüyor bensiz olamayacağını Bu yüzden kendime dikkat ediyorum Yolda yürürken önüme bakıyorum Ve korkuyorum her yağmur damlasından Sanki beni ezeceklermiş gibi... Sen yine de bana bakma Ne giydiğini yaz bana Sıcak tutuyor mu? Uyuduğun yeri yaz bana Yumuşak mı? Nasıl göründüğünü yaz bana Yüzün aynı mı? Sorulardır sana bütün verebildiğim Ve gelen yanıtları kabullenmeliyim Yorgunsan uzatamam elimi Ya da açsan besleyemem Sanki bu dünyada hiç yokmuşum Unutmuşum gibi seni... Sözün acıydı, yolun dolambaçlı... Yedi uzun yıl geçerek Yedi yıl dolaştın durdun... Dursun Ali Erzincanlıhttp://img253.imageshack.us/img253/256/40052366sr6.gif |
Tercih Senin Tercih Senin Yurdum senin dağlarında, dağlarında hatıram var Senden bana, benden sana aramızda bir sitem var Elleri aldın koynuna, beni bıraktın Bir ben kaldım, bir ben kaldım sürgünlerde... Ben sana dağlarımın kokusuyla gelmiştim Ben seni dağlarımın kokusuyla sevmiştim Bırakıp gitmemeyi, terketmemeyi, beklemeyi Öğrendiğim dağlarımın kokusuyla... Sen büyük şehrin insanıydın Hayatın büyüktü, hayallerin büyüktü Büyük ve süslü sözler duymak istiyordun Büyük ve süslü sözler söylemeliydim sana Seni kaybetmemek için... Seni kaybetmemek için geçmişimi gizlemeliydim Duymak istediklerini söylemeliydim sana Duymanı istediklerimi değil... Yüreğinde şekillendirdiğin insanı oynamalıydım sana Kendimi değil... Sen şirin bir kanarya sevmek istedin Oysa şahini tanıdım dağlarda Şahinle yaşadım, şehince yaşadım Ama kanaryayı oynamalıydım sana Seni kaybetmemek için... Sen kanarya taklidinden hep nefret ettin Sen şahini hiç tanımadın... Bunları sana anltamazdım şehir gülü Çünkü sen büyük şehrin insanıydın Büyük sözler duymalıydın... Ben sana dağlarımın kokusuyla gelmiştim Ben seni dağlarımın kokusuyla sevmiştim... Yüreğimde bir çobanın suskunluğu, suskunluğu var Yüreğimde bir çobanın suskunluğu, suskunluğu var... Dağlarımı sev Dağlarımı sev Dağlarımı sev Yalvarırım sev... Hatırlarsın bir kelime oyunumuz vardı Sen kelimeyi söylerdin, bense tarif ederdim 'Heyecan' demiştin, mevsim ilkbahardı Bense gözlerine bakıp 'heyecan'ı tarif etmiştim sana 'İsmini duyunca kalbimdeki çarpıntı' demiştim Bu doğruydu şehir gülü, Ama dilimin ucuna kadar gelip Dudaklarımı zorlayan, fakat kelimelere dönüşemeyen, İçime hapsettiğim tariflerim vardı... Bizim eve büyük şehirden misafir gelince Herkes en güzel elbisesini giyerdi Biz çocuklar kapının yanıbaşında dizüstü çöküp Hayranlıkla onları seyrederdik... Ben heyecanı babamın alnında biriken teriyle Bardağa uzanan elinin titremesiyle tanıdım Annemin kendi yöresine ait konuşma şeklinden utandığı Ama onlar gibi de konuşamadığı için Suskunluğu tercih edişiyle tanıdım... Bunları sana yine anlatamazdım şehir gülü... Kaç gecedir dağları görüyorum rüyamda Kaç gecedir babamı görüyorum.. Şimdi tercih senin şehir gülü İster kanaryayı sev, ister şahini Ama şahini seveceksen önce dağlarını sev, dağlarını sev... Ben sana dağlarımın kokusuyla gelmiştim Ben seni dağlarımın kokusuyla sevmiştim Yüreğimde bir çobanın suskunluğu, suskunluğu var Yüreğimde bir çobanın suskunluğu, suskunluğu var... Dağlarımı sev Dağlarımı sev Dağlarımı sev Yalvarırım sev... Dursun Ali Erzincanlıhttp://i43.tinypic.com/6xz020.gif |
--->: Dursun Ali Erzincanlı Şiirleri Bedir Hazırlanın uzunca bir yolculuk var şimdi. Asr-ı saadete Cezîretül araba gidiyoruz. Bismillah diyin Bedir’e öyle girin Gökte melekler, yerde siz Ve bekleyin sessiz… Gelince İyi bakın onlara; Hem kendi zamanlarının Hem tüm zamanların en cesur yiğitleridir onlar Gökte yıldız; yerde arslandır onlar Yüz yirmi beş bin beden Ama bir tek ruh, Muhammedî ruhtur onlar Aslanlar çıkmıştır Medine’den Şimdi yoldadır Bedrin Arslanları İşte bakın şu Hz.Umeyr Aslan yavrusu. Yaşı küçük diye geri çevirecek rasulullah Ama öyle ağlıyor ki umeyr izin veriyor nebi Ey sad bin ebi vakkas! Sen bağla kardeşin Umeyr’in kılıcını Boyu kısa bağlayamıyor. Hz.Hamza’nın belinde iki kılıç duruyor. Attığı her adım bir kalbi durduruyor. Ey Hamza Gördüğün hiçbir şeyden korkmazsın bu doğru Ama heybetini gizli tut Yürüyüşün ölümü korkutuyor. Dinleyin Âlemlerin sultânını O konuşunca rüzgar bile susuyor; “Ey ashap! Hazır mısınız?” Sad bin muaz ayakta: “Ya Rasulallah!” diyor “Seni hak dinle gönderen Allah’a andolsun ki, Sen bize şu denizi gösterip dalarsan, Biz de seninle birlikte dalarız. Allah’ın bereketiyle yürüt bizi!” Tebessüm buyuruyor Habîb-i Zîşan! O, gülünce suya kanıyor susamışlar. Güller açıyor yüreklerde. Kederler unutuluyor. O gülünce, cennetler yaratılıyor. Gülüyor nebi ve yürüyorlar! Mekke’de çekilen acılar dinmiş Yürüyorlar! Sanki yıldızlar yere inmiş. Önlerinde Kâinatın Güneşi İşte Hz.Ömer ve Hz. Ali Biri Hattaboğlu! Biri Haydâr-ı Kerrar! Ve kolkola Ölümün ağzına giriyorlar! Bedir’de baba oğul, Bedir’de kardeş kardeşe… Mekke müşrikleri Üç yiğit istiyorlar önce Üç yiğit gösterin aranızdan bize. Melekler Alemlerin sultanına bakıyor Kimi işaret edecek Sultan-ı Rasul. Çünkü o işaret edince ay ikiye bölünüyor. Acaba mübarek elleri kime uzanacak; “Kalk ya Ubeyde! Kalk ya Hamza! Kalk ya Ali!” Gördünüz mü yiğitleri! Hamza’yı gördünüz mü? Nasıl da salına salına gidiyor. Ya Ali? Sanki gökten iniyor, velilerin babası! Ubeyde ayağından yara alıyor Efendisine gidiyor hemen “Ya Rasulallah, ben şehit miyim?” diyor “Evet sen şehitsin” Ve dua ediyor efendiler efendisi; Rabbi Rahimine uzatıyor ellerini “Allah’ım bana yaptığın va’dini yerine getir. Allahım bu bir avuç insanı helak edersen, Artık sana yeryüzünde ibadet edecek kimse kalmaz. Bir fırtına kopuyor Bedir’de… Hz.Mikail’in komutasında bin melek Rasulullah’ın Sağında! Bir fırtına kopuyor Bedir’de Hz. İsrafil’in komutasında bin melek Rasulullah’ın solunda Ve bir firtina daha! Hz. Cebrail, Bin melekle Rasulullah’ın önünde Üç bin melek alaca atlarla. Ey Ebu Cehil! Ne oldu? Düğüne gider gibi çıkmıştın Mekke’den Bedir’e çalgılarla, güle oynaya gelmiştin. Sen Allah’ın Rasulünü Ve O’na sevda çekenleri Sahipsiz mi sanmıştın? Dönüyorlar Bedir’den. Esirler arasında Peygamber amcası Hz.Abbas! Vakit gece… Esirlerin elleri bağlı Abbasın elleri sıkıca bağlı Bir inilti yayılıyor geceye. Uyuyamıyor rahmet peygamberi… Ya rasulallah niçin uyumuyorsunuz?” diyor sahabiler. “Amcamın iniltisi uyutmuyor beni” ve hemen Ashâb-ı Güzin Çözüyor peygamber amcasının ellerini. Rasulullah öğrenince durumu emir veriyor: “Tüm esirlerin çözün ellerini!” Dönüyorlar Bedir’den, Esirler arasında Peygamber damadı var. Fidye karşılığı serbest kalacak. Allah rasulüne bir gerdenlık uzatılıyor Kızınız Hz.Zeynep göndermiş, Beyinin fidyesi olarak… Şefkat peygamberinin gözleri doluyor. Çünkü bu gerdanlık, Kızının düğününde Hz.Hatice’nin taktığı kendi gerdanlığıdır. Yaşlı gözlerle konuşuyor nebi; “ O’nu salıverseniz, gerdanlığı da zeynep’e gönderseniz olur mu? “Olur Ya rasulallah sen üzülme! Sen bize canlarımızdan daha azizsin! Buyur, canımız feda sana yeter ki sen üzülme!” Dönüyorlar Bedir’den Sevgilileri dua ediyor Peygamber duasıyla dönüyorlar; “Kuluna yardım eden, dinini üstün tutan Allah’a hamdolsun.” Hamdolsun Âlemlerin Rabbi’ne Hamdolsun Âlemlerin Sahibi’ne… Dursun Ali Erzincanlıhttp://img265.imageshack.us/img265/3...0263cx7tv9.gif |
--->: Dursun Ali Erzincanlı Şiirleri-Senin Gibi Senin Gibi Seni seven senin gibi olmalı Ve senin gibi sultanım. Allah’a kul olmalı Namaz, gözünün nuru... Sen namaz için mihraba yaklaşınca Yüz yirmi bin peygamber geçer sağına… Solunda ashabı güzinVe saf saf melekler Sonra milyonlarca veli Edeple ardına geçer Müminler sıra sıra... Canlı cansız tüm varlık... Sen namazdasın ve kainat ardında... Uzanır öpülesi ellerin O nurlu ellerin Rahmanın dergahına uzanır İsteyen sensin ; veren Allah ! İste sen, “Rabbin sana verecek eve sende hoşnut olacaksın ” Sen iste ki Allah’a yakarışın yüreklerimizi yaksın iste ki , Alemler sesini sensi katsın “ Ver, ne olur Allah’ım ! Habib’in ne istiyorsa bize de ver Allah’ım ! ” Dursun Ali Erzincanlı |
--->: Dursun Ali Erzincanlı Şiirleri-Aşkına Aşkına Sana aşık olanların Sana aşkla yananların sevdası var içimde Her birinin gözlerinde bir mekke Yüreğinde Medine-i Münevvere yaşıyor Sana hasret fuyanların, Yalnız seni ananların özlemi var içimde Gözlerinde senden kalma bir haya Sözlerinde muhabbetin yaşıyor. Taşlar yağsa üstlerine ey nebi! Taifteki şefkatin var. Kovulsalar yurtlarından Medine'ye hicretin var. Terk edilse bir köşede Dost olarak himmetin var. Sıddık misali sadıkların Ömer sözlü adillerin Osman yüzlü, Ali gözlü ümmetin var. Hem Kur’an’ın, sünnetin var... Dursun Ali Erzincanlı |
--->: Dursun Ali Erzincanlı Şiirleri-Kerbela İlahisi Sözleri Kerbela İlahisi Sözleri Hicretin dördüncü yılı. Birer yıl arayla Medine'de iki doğum, İki bayram, iki ay parçası... Yeryüzünün en hayırlı dedesinin gözbebekleri doğuyor. Rasû»l-üs Sakaleyn'in kokladığı reyhanları Fatıma't-üz Zehrâ'nın körpecik fidanları Ali'yi Mürteza'nın eşsiz kahramanları doğuyor. Cennet gençliğinin iki seyyidi. Ehl-i Beyt'in ilk nazlı çiçekleri... İki ay parçası, " merhabadiyor o incecik sesiyle İsimlerini Rahman koyuyor, Cebrail nefesiyle Siz onlara Allah'ın iki lütfu diyin; Birinin adı Hasan; diğerinin Hüseyin. Zaman, saadetli günleri yaprak yaprak okurken Onlar peygamber dizinde büyüdüler Ve zaten onlar semâda büyüktüler. Bir gün peygamberlerin incisi oturuyorlar. Hasan' la Hüseyin Birbirlerini yakalama oyununda... Buyurdular; " Ha Gayret Hasan! Göreyim seni, yakala Hüseyin'i." Hz. Ali; " Ya rasulAllah!diyor, " Hüseyin'den taraf olmanız gerekmez mi? Hüseyin daha küçük." Rasulullah buyuruyorlar; " Baksana! Cebrail de Hüseyin'i tutuyor; Ha gayret Hüseyin! Göreyim seni diyor." Yine birgün, Efendimiz, ashabıyla yürüyorlar. Hz. Hüseyin çocuklarla oynuyor. Peygamberimiz, ellerini açıyor; Tutmak için Hüseyin'i... Hz. Hüseyin, bir oraya bir buraya kaçıyor. Ve gülerek yakalıyor onu, Nebiler serveri. Bir elini kafasının arkasına, Öbür elini, çenesinin altına koyup öpüyor, kokluyor, öpüyor. Sonra zamana ve mekana sesleniyor; " Hüseyin bendendir, ben de Hüseyin'denim! Allah'ı seven Hüseyin'i sever! Hüseyin, torunlardan bir torundur." Ve bir gün Cebrail bir haberle gelir; Hüseyin Fırat kıyısında şehit edilecektir. Orası, üzüntülü, tasalı, mihnetli ve belalı bir yerdir. Kerb-ü beladır! Orası Kerbeladır! Hicretin altmış birinci yılı. Aylardan Muharrem... Kan renginde fırat Kan renginde yakamoz. Ve dudaklar susuz, Yürekler susuz... Kerbelada bir oğul var, Yoluna oğullar feda. Bir torun, Kerbelada... Dedesinden elli yıl uzakta. Onun gibi bembeyaz giyimli Bembeyaz yüzlü. Atının üzerinden sesleniyor Kalpleri mühürlü olanlara Merhametten yoksun olanlara; " Ben Peygamberiniz Aleyhisselamın kızının oğlu değil miyim? Ben Hz.Muhammed Mustafa'nın torunu değil miyim? Şehitler seyyidi Hamza, babamın amcası değil mi? Çift kanatlı şehit Cafer, benim amcam değil mi?" Kerbelada bir oğul var, Çevresinde Yeminler ediliyor şehadete. Ve birbir toprağa düşüyor yiğitler Ehl-i Beyt'in solan ilk çiçeği Aliyyül Ekber'di. Sonra sıra sıra soldu civanlar; Avn b. Abdullah b. Cafer, Muhammed b. Abdullah b. Cafer, Abdurrahman b. Akîl, Cafer b. Akîl... İşte bakın, biri daha yürüyor ölüme; Hz. Hasan'ın oğlu Kâsım! Onun da yüzü ay parçası. Elinde kılıç, üzerinde gömlek ve pelerin. Ayak sandallarından birisinin bağı kopmuş. Başına bir kılıç iniyor, Ve " Amca!diyerek yüz üstü düşüyor kerbela'ya. Kerbela'da bir oğul var Bir şahin var. Kucağında üç yaşında bir seyyid; Adı abdullah! Ve bir ok, Abdullah'ı boğazından vuruyor Hz. Hüseyin, kanla dolan avuçlarını yere boşaltıyor " Yâ Rab!diyor. " Bize göklerden yardım etmeyeceksen, Hakkımızda ondan daha hayırlısını ihsan et." Hicretin altmış birinci yılı Muharrem ayının onu... Bir şehit var kerbelada Tam otuz üç mızrak yarası, Otuz dört kılıç yarası Ey Muhammed'im nerdesin nerde? Hüseyinin başı bir yerde; gövdesi bir yerde! Bu Hz. Zeyneb'in feryadıdır dedesine; " Ey Muhammed'im! Ey Muhammed'im! Sana göklerdeki melekler salatü selam getiriyorlar. Hüseyin ise şu otsuz bozkır çölde Tozlara, topraklara, kanlara bulanmış, Azaları kesilmiş yatıyor. Ey Muhammedim! senin kızların esir edilmiş, Zürriyetin hep öldürülmüş. Sabah yelleri onların üzerine toz toprak savuruyor." Abdullah bin Abbâs da, o gün Medinede Rasulullah aleyhisselam'ı görür rüyada Yanında içi kan dolu cam bir bardak vardır, Ve şöyle buyurur: " Benden sonra Ümmetimin yaptığı şeyi biliyor musun? Hüseyin'i şehit ettiler. Bu, Onun ve ashabının kanlarıdır. Bunu Allah'a sunacağım." Ya RasulAllah! Biz asırlar sonra geldik. Eğer o gün olsaydık Kerbela'da Allah'a kasem olsun ki Ashabının seni koruduğu gibi Korurduk Ehl-i Beyt'ini Ya da o uğurda verirdik canımızı. Bu sözümüzün bir isbatı olarak Bu gün biz senin kapındayız. Taşıdığımız ehl-i beyt isimleri. Kimimiz Ali, kimimiz fatıma Kimimiz hasan ve hüseyin. Ve iftiharla senin ismini taşıyor çoğumuz. Allah ruhumuzu senin kapında Ehl-i Beytine layık olduğumuz bir anda alsın. Aliyi Asğar'la, Zeynelabidin'le her asırda hüseyni çiçekler açarken Yanaklarında peygamber busesi, Ve her biri senden bir koku taşırken çağlara. Allah, bizi onlardan ayırmasın. Bizi senden ve rızasından ayırmasın. Dursun Ali Erzincanlı |
--->: Dursun Ali Erzincanlı Şiirleri-Sana Dair Sana Dair Ne bir ressamın fırçasında şekillenir, Ne bir filozofun felsefesinde hayat bulur, Ne bir matematikçi bendeki tekligini bulur, Ne bir tarihçinin ellerinde kaybolur anlatılmaz sevdam... Ne bir annenin cocuguna duydugu sevgi gibi, Ne bir bülbülün güle olan aşkı gibi degil, Anlatılmaz sevdam... Gecenin en olmaz saatinde, Sabahın güne merhaba dedigi ilk vakitte ben seni arıyorum, Semada zikre gark olmuş meleklerin duasıyla, Duama amin diyen Cebrail Aleyhisselamla ben seni arıyorum. Öyle benden öyle içtenki çözemiyorum... O ilk bakış beni benden eyledi, Askın yaktı beni hasretin kül eyledi, Yüregime adın,nakış nakış bir nazarla yer eyledi, Sevdan nalan,nurun geceme ışık eyledi, Öyle sevdiki gönül anlatılmaz sevdam... Asi nefsim boyun büktü, Yüregim yaradanın büyüklügünü gördü, Dudaklar konuştu tövbeler günahı örttü, Herşey Hakta birleşti batıllık yere çöktü, Umuttur yolun,anlatılmaz sevdam... Herşeyi seninle ögrendim,bir baba sevgisini seninle tattım. Bir amaca tutunup kalmayı, Dünyanın süsüne takılmamayı, Ezan sesinde aglamayı herşeyi sevdanla anladım. Tüm şüphelerden arınmış bir yürek taşıyorum, En temiz,en çıkarsız halimle ben seni yaşıyorum. Aşkıma son yok,kararlıyım,olmasada sonu varamasamda sana, Anlatamasamda sevdamı sen bilirsin Gavsım bu aciz insanı... Dursun Ali Erzincanlı |
--->: Dursun Ali Erzincanlı Şiirleri-Mekkenin Fethi Mekkenin Fethi Her şey bir şiirle başladı. Peygamber huzurunda okunan bir şiirle... Kızgın kum fırtınalarından, Adem vadisinden kopup gelen bir şairle... Ardında kırk süvari, Ve alev alev yanan gözlerinde ihanet haberleri. Bu şair, huzaa kabilesinden Amr bin Salim'di. En üst perdeden okudu şiirini, Ve gözlerini kırpmadan dinledi Nebi; " Kureyşîler sana verdikleri sözde durmadılar, Hudeybiye'de seninle yaptıkları misakı bozdular. Bizi Vetir'de, Kendi yurdumuzda gafil avladılar. Benim kimseyi yardıma çağırmayacağımı, Çağıramayacağımı sandılar." Dedi ve durdu. Şair ağlıyordu. Peygambere çevrildi tüm gözler Ve o an tutuldu nefesler. Sahabenin başları yere değiyordu, Çünkü mübarek alınlarındaki damar belli oluyor, Peygamber celalleniyordu. " Ey Nebi! Allah'ın kullarını yardıma çağır, İçlerinde Allahın Rasulü de olsun Yapılan zulme, öfkesinden renkten renge girsin, Ve büyük bir ordunun başına geçip, Denizler gibi köpürerek akıp gelsin." Şiir bitmişti, Şair de bitmişti. Gözler hâlâ peygamberdeydi, Allahın râsû»lü, ridasını toplayıp ayağa kalktı! Ve sahabe ayağa kalktı. Şimdi konuşan peygamberdi; " Eğer kendime yardım ettiğim şeylerle Huzaalara yardım etmezsem, Ben de yardım görmeyeyim. Varlığım kudret elinde olan Allah'a andolsun ki, Kendimi ve ev halkımı koruduğum gibi, Bunları da koruyacağım. Şimdi haber salın yeryüzüne! Allah'a ve Ahiret gününe iman edenler Medine'de toplansın." Medine dağlarında savaşın ritmi, Sokaklarında peygamber sessizliği… Konuşmuyor nebi Hane-i saadet'te kılıçlar bileniyor Hane-i Saadet'te zırhlar temizleniyor Ve şehirlerin anası gülüyor. Mekke-i mükerreme uzaktan gülüyor. Gül ey Mekke! Gün senin günündür Gün senin fetih günündür. Gül ki, bu dönüş sanadır. Baksana, Dün bağrından koparılan yiğitler dönüyor sana Erak topraklarını savuran rüzgar dönüyor önce Ardından büyük bir birlik; Başlarında Halid bin Velid! Arkadan ey Mekke! Senin topraklarında yaşarken Rabbim Allah'tır dedi diye sövülen, İşkence gören, Her tarafı kıpkızıl kurban taşları gibi Kan içinde kalan muhacirler geliyor. En önde Zübeyr bin Avvâm geliyor Hani sekiz yaşında müslüman olan Hani onbeş yaşında senden koparılan Amcası onu bir hasıra sarmıştı hani Ateş dumanına tutmuştu Küfre dönsün diye. Ama o dönmedi küfre Ve peygamber yıldızlarından biri olarak En önde sana dönüyor ey Mekke! Sonra bir bölük halinde Beni gıfarlar geliyor! Bayrakları Ebu Zer Gıfari'nin elinde... Şu müslüman oluşunu Kâbede ilan edince Bayılana kadar dövülen Ebu Zer geliyor. Eslemler geliyor bölük halinde Müzeyneler bin kişilik alayla geçerken çölden Tekbir sesleri geliyor göklerden Ey Mekke başka kimi bekliyorsun söyle! Hz.Hamza'yı mı? Musab bin umeyr'i mi? Onlar, Şehitler ordusuyla tebessüm ediyorlar sana Ve baksana Gözleri ışıl ışıl sana yaklaşan ve tozu dumana katan bir alayı seyrediyorlar Kapkara bir taşlığı andıran bu alay da kim Bir hareketlilik semada... Bunlar ölüme susamış savaş erleri Ensâr! Ve en ortada simsiyah sarığıyla Yâr! O an Peygamberler ayakta, Melekler ayakta Şehitler ayakta… Ey Mekke Kalkabilirsen sen de kalk Çünkü gönüllere safâ geliyor Hazreti Muhammed Mustafa! geliyor Sekiz yıl geçti aradan Sensiz tam sekiz yıl geçti... Gittiğin gece Uzaktan dönüp Kâbe'ye bakınca; " Mekke!demiştin, " Sen benim için bütün dünyadan daha değerlisin ama senin insanların beni rahat bırakmıyor" deyip gitmiştin. Yıldızlar da seninle birlikte gitmişti. Kapkaranlık geceler kalmıştı ardında. Mekke öksüz kalmıştı. Ve Mekke çocukları... Çocuklar hep Sümeyye'nin toprağa düştüğü yerde oynadı, Habbâb bin Eret'in ateşe atıldığı yerde oynadı Hane-i Saadetin üzerinde Sevr mağarasından kalma güvercinler bekledi seni . Kâbe-i Muazzama'da namaz kılışını özleyen Hârem, Haticetül Kübrâ'nın hatıraları, O gül kokuna hasret kalan sokaklar bekledi seni. Şimdi Kasva'dan inmez misin Ya RasulAllah! İnmez misin ki, Ayaklarından öpsün mekke toprakları Ve kaldırmaz mısın başını ki Nur çehreni seyretsin âlem İşte Rasulullah'ın nur yüzü göründü. İşte Rasulullah bakıyor. Başında yemen işi simsiyah bir sarık. O Alnındaki nura kurban olalım. Rasulullah Kâbe'ye bakıyor. Ve işaret ediyor Hz. Bilâl'e... Bilâl, Kabe-i Muazzamâ'nın üzerinde... Şimdi Bilâli dinlesin yer ve gök. Dursun Ali Erzincanlı |
--->: Dursun Ali Erzincanlı Şiirleri-Hoşgeldin Hoşgeldin Bu şiirde hüzün yok Bugün hüzün yok bize Sultanlar sultanının doğduğu o geceyi, o benzersiz geceyi çoşkuyla anıyoruz Aleme ervah, bugün bizimle beraberdiniz Meleği ala beraberdir bizimle Ve şimdi biz meleklerle diz dize Rebiüevvel ayının onikinci gecesi, yer Mekke Ebu Tâlib mahallesi Leyl çarşısı Bir ev Abdulmuttalib’den oğlu Abdullah’a kalan Bir hane şimdi Abdullah ‘da yok,karanlık ve Hz. Amine Üflesen sönecek gibi yıldızlar Ve beklenen bir var, O ... Rebiüevvel ayının onikinci gecesi yıl 571 Nisan ayının yirmisi,günlerden Pazartesi Ebu Talib mahallesinde saadetli bir ev, saadetli bir oda Abdimenaf kızlarını andıran huriler dolaşıyor oda da Birinin elinde cam bir kase var içi şerbet dolu ama sanki kar Hadi al, bu içecek cennet tavıdır ,al ve iç Bu sana Allah’ın ikramıdır. Ve yudumlanıyor şerbet Allah’ın adıyla O anda beyaz bir kuş bembeyaz kanadıyla Hz Amine’nin sırtını sıvazlıyor Ve beklenen biri var O... Rebiüevvel ayının onikinci gecesi Vakit seher vakti, yıldızlara uzansan tutacaksın Hele biri var ki küçücük bir dolunay sanki Bu onun yıldızı, ve bir nur denizi, O’nun denizi Semave vadisi sular altında Çünkü O geliyor Çekilen ve kuruyan Save gölü sönen Mecusi ateşi Çünkü O geliyor Zincire vurulan şeytan göklerden kovuluyor Kisra saraylarından çatırdılar geliyor, çünkü dünyaya O geliyor Ve gökten inen üç melek ellerinde üç bayrak Biri güneşin doğduğu yerde,biri battığı yerde güneşin Diğeri Kabe’nin üzerinde müjdesini veriyor kainat güneşinin... Bu muştunun ardından kat be kat semalardan boşalıyor melekler Allah’ın rahmeti üzerine olsun ey Nebi... Ve bir nur doğdu ayın ondördü gibi O doğdu, kalplere sürur doğdu Gerçek oldu annesinin rüyası Hz.İbrahim’in duası kabul oldu Yer de ve gökte övülecek şan doğdu Ümmetinin göz nuru habibi zişan doğdu Şimdi kaplasın onu bir ak bulut Ve dolaştırsın melekler, doğuyu ve batıyı Varlıklar onu birde suretiyle tanısın Yusuf’u görüpte parmağını kesenler baksın bir kez O’na da yürekleri doğransın Hoş geldin ey ledün ilminin sultanı Kabe’nin canı, Dertlilerin dermanı, Hoş geldin ey cihanın padişahı ! Kur’an’nın sırrı İrfan ehlinin şahı Hoş geldin ey enbiyalar sultanı ! Cemal bahçesinin bülbülü Kainatın nazlı gülü, Hoş geldin... Rebiüevvel ayının onikinci gecesi Yirmibirinci yüzyıl Olanca genişliği ile yeryüzü Ve efendiler efendisi gönüllerde doğmaya devam ediyor... Ey Nebi Alemlere rahmet geldi Sana sâlat ve selam Efendimiz Hoş geldin... Dursun Ali Erzincanlı |
--->: Dursun Ali Erzincanlı Şiirleri Elinize sağlık güzel ilahi söylüyor. sağolun. |
Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 01:07 . |
Powered by vBulletin Version 3.8.7
Copyright ©2000 - 2025, Jelsoft Enterprises Ltd.
Search Engine Optimization by vBSEO 3.6.0 RC 2